Deniz Hukukunda Çatma Sonucu Oluşan Değer Kaybı ve Kar Kaybı Davaları

Deniz taşımacılığı ve yatçılık sektörü, ekonomik öneminin yanı sıra beraberinde getirdiği hukuki zorluklarla da dikkat çekmektedir. Bu sektörde sıkça karşılaşılan ve ciddi maddi hasarlara yol açabilen çatma olayları, hukuki açıdan karmaşık ve çok yönlü bir analizi gerektirmektedir. Çatma kavramı, Türk Ticaret Kanunu (TTK) Madde 1286’da “gemilerin çarpışması” olarak tanımlanmaktadır. Ancak çatma olaylarının hukuki çerçevesi, sadece ulusal mevzuatla sınırlı kalmamaktadır. Uluslararası düzeyde de büyük önem taşıyan bu konu, 1910 tarihli Brüksel Konvansiyonu ve Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü (COLREG 1972) gibi uluslararası düzenlemelerle de şekillendirilmiştir. Türkiye’nin de taraf olduğu bu uluslararası anlaşmalar, ülkemizde meydana gelen çatma olaylarının hukuki değerlendirmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Çatma olaylarının hukuki sonuçları incelenirken, ilk olarak kusur tespitinin kritik önemi göze çarpmaktadır. TTK Madde 1287 vd. hükümlerinde, çatma olaylarındaki kusur durumlarını üç ana başlık altında sınıflandırmaktadır: müşterek kusur, tek taraflı kusur ve kusursuz çatma. Bu sınıflandırma, açılacak davaların niteliğini ve talep edilecek tazminat miktarını doğrudan etkilemektedir zira düzenlemede, kusur kapsamında oluşan zarardan kimin sorumlu olacağı açıkça belirlenmiştir. Bu doğrultuda, çatma kapsamında maddi tazminat davası, en sık başvurulan dava türü olmakla birlikte, şartları oluştuğunda manevi tazminat davası da açılabilmektedir. Ayrıca, özellikle sigorta şirketlerinin rücu hakları açısından önem taşıyan tespit davaları da uygulamada sıkça karşılaşılan dava türleri arasındadır.

Maddi tazminat bakımından; çatma sonucu ortaya çıkan kaybın hesaplanması, hukuki sürecin en karmaşık aşamalarından biridir. Doğrudan zararlar arasında yatın tamir masrafları, çekek yeri ücretleri ve ekspertiz ücretleri sayılabilirken, dolaylı zararlar daha geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Örneğin, yatın onarım süresince kullanılamaması nedeniyle oluşan charter geliri kaybı, itibar kaybı ve müşteri kaybı gibi faktörler de hesaplamada dikkate alınmaktadır. Ayrıca Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2016/2636 E., 2016/8854 K. sayılı kararında “…davacı, çatma sonucu geminin kiraya verilememesinden kaynaklı kar mahrumiyetini isteyebilir. Mahkemece yoksun kalınan kar yönünden geminin tamirde kaldığı süre içinde kiraya verilip verilemeyeceği, farazi olarak tamir dönemi içinde piyasa koşulları kapsamında kazanç kaybının hem zararın meydana geldiği ve geminin tamiri gereken süre nazara alınarak geminin net kazancının belirlenmesi, hem de bu belirlemede davacının tamir süresince haksız fiil nedeniyle yapmaktan kurtulduğu masrafların düşülmesi suretiyle net kazanca ilişkin gerçek zararın tespit edilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış,…” denilmek suretiyle, ticari kayıplar kapsamında yoksun kalınan kar yönünden, çatma sonucu geminin kiraya verilememesinden kaynaklı kar mahrumiyetinin de dava kapsamında talep edilebileceğine hükmedilmiştir.

Değer kaybı ise ticari kayıptan farklı olarak, özellikle dikkat çekici bir hukuki tartışma alanıdır. Bu konuya ilişkin olarak, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2019/5003, 2020/2890 K. sayılı kararında, çatma sebebiyle hasara uğrayan yatın çarpma neticesinde değer kaybına uğradığı gerekçesiyle, davalıların davacının yatında meydana gelen değer kaybından da müteselsilen sorumlu olduklarına ilişkin iddia kabul görerek, onarım sonrası oluşan değer kaybı da zarar olarak kabul edilmiş ve tazminat kapsamında değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, yat sahiplerinin uğradıkları zararın tam olarak karşılanması açısından büyük önem taşımaktadır. Zira, çatma olayı sonrasında onarım yapılsa da deniz taşıtının piyasa değerinin düşmesi sebebiyle de ayrıca bir zarar meydana gelmektedir. Uygulamada çatma sonucunda deniz taşıtlarında oluşabilecek değer kaybı hesabına ilişkin genel kabul görmüş bir hesaplama metodu olmasa da uzman bilirkişilerce çeşitli algoritmalara dayalı olarak değer kaybı hesabı yapılmaktadır.

Bunların dışında, çatma olaylarının hukuki değerlendirmesinde sigorta ve rücu hakkı davaları da önemli bir yer tutmaktadır. TTK Madde 1295 uyarınca, donatanın sorumluluğu sınırlı sorumluluk olarak belirlenmiştir. Ancak uygulamada, çoğu yat sahibi “Tekne ve Makine Sigortası” ve “Protection and Indemnity (P&I) Sigortası” yaptırmaktadır. Bu sigortalar, çatma olaylarında ortaya çıkan zararların karşılanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Sigorta şirketlerinin, ödedikleri tazminat için kusurlu tarafa rücu hakkı bulunmaktadır ve bu hak, çatma davalarının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, yat çatması sonucu oluşan kayıpların hukuki analizi, çok yönlü ve karmaşık bir süreci içermektedir. Bu süreçte, ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri, yargı kararları, teknik bilirkişi raporları ve sigorta uygulamaları bir arada değerlendirilmektedir. Hukuki değerlendirmede, tarafların kusur oranları, zararın niteliği ve kapsamı, sigorta durumu gibi faktörler dikkate alınarak adil bir tazminat belirlenmesi amaçlanmaktadır. Denizde çatmaya ilişkin davalarının giderek artan önemi, deniz hukuku alanında uzmanlaşmış hukukçulara olan ihtiyacı da artırmaktadır. Bu bağlamda hukuk büromuz deniz hukuku alanında uzmanlaşmış olup, bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve gerekli hizmetleri titizlikle vermektedir.

Yazarlar;

Av. Serhat SÖKMEN

Av. Elif KAHYA