Giriş
İş hukukundan doğan uyuşmazlıklarda çalışanların işçilik alacaklarını tahsil edememeleri günümüzde önemli bir sorun teşkil etmektedir. Her ne kadar işçi, mahkeme kararıyla çalıştığı şirketten işçilik alacaklarını tahsil etmeye hak kazanmış olsa da bazı durumlarda, şirketin içinin boşaltılması ya da ortaklar tarafından şirket malvarlığının şahsi hesaplara aktarılması gibi nedenlerle bu alacakların fiilen tahsili mümkün olamamaktadır. Nitekim şirketlerin sınırlı sorumluluk ilkesi gereğince yalnızca şirket malvarlığı ile sorumlu oldukları bir gerçektir.
Her ne kadar Türk hukuk sistemi, tüzel kişiliğin ortaklardan tamamen bağımsız bir kimlik olduğu anlayışı üzerine kurulmuş olsa da, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuramı bu anlayışı sorgulamakta ve bu iki kimliğin birbirinden keskin hatlarla ayrılmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuramı devreye girdiğinde ise hakkın kötüye kullanıldığı bazı durumlarda çalışanların alacakları için kötü niyetli şirket ortaklarının şahsi malvarlığına başvurabilmektedir. Bu durum tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması şeklinde açıklanabilecek olup, tüzel kişiliğin sorumluluk alanını, şirketin ortaklarını da kapsayacak şekilde genişletmektedir.
İş hukukunda tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmanın temelinde genellikle, işçinin iş güvencesi kapsamında değerlendirilmesinin engellenmesi ya da ekonomik olarak daha zayıf tüzel kişiler kurularak işçinin bu şirketlerle sözleşme yapmaya zorlanması ve böylece haklarına ulaşmasının engellenmesi yer almaktadır. Bu bağlamda iş hukukunda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, çoğunlukla farklı tüzel kişiliklerin tek bir işveren olarak kabul edilmesini sağlamak ya da her iki tüzel kişiyi birlikte sorumluluk altına almak suretiyle işçinin mali açıdan tatmin edilmesini amaçlamaktadır.
Ortakların sorumluluğuna gidilebilmesini sağlayan tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılmasında, çoğunlukla ‘’özkaynak yetersizliği’’ olarak tanımlanan, şirketin esas sermayesi ile yedek akçelerinin işletme risklerine nazaran açıkça yetersiz kalması gündeme gelmektedir. Pay sahipleri taahhüt edilen sermaye miktarını şirkete sağlamakla yükümlüdür ve bu yükümlülük dürüstlük kurallarına uygun olarak, şirket faaliyetlerinin niteliği ve öngörülebilir riskleri karşılayacak düzeyde yerine getirilmelidir. Bu kapsamda; sermayenin hiç ödenmediği hâlde ödenmiş gibi gösterilmesi, yani fiili bir sermaye katkısı olmaksızın taahhüdün yerine getirilmiş gibi yansıtılması; özkaynak yetersizliğine rağmen hukuki işlem yapılması yoluyla üçüncü kişilerin zarara uğratılması; ya da şirketin malvarlığını oluşturan taşınmazların işçilerin alacaklarını engellemek amacıyla elden çıkarılması gibi durumlarda, hakim ortaklar yönünden tüzel kişilik perdesinin düz şekilde kaldırılarak hakim ortakların sorumluluklarına gidilmesi mümkündür.
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ilişkin kuramın iş hukukundaki uygulama alanına dair önemli bir örnek, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.06.2020 tarihli, 2020/1076 E. ve 2020/4530 K. sayılı kararıdır. Bu davada, iş akdi sözlü olarak sona erdirilen bir işçi, işe iade talebiyle İş Mahkemesi’ne başvurmuştur. İlk derece mahkemesi, işyerinde 30’dan az işçi çalıştığı gerekçesiyle davayı reddetmiş, bu karar yapılan eksik araştırma sebebiyle Yargıtay’ca bozulmuş ve yeniden yapılan yargılama sonunda dava kabul edilmiştir. Ancak davalı taraf bu kez kararı temyiz etmiştir. Yargıtay, organik bağ ilişkisinde işveren sıfatı olan tüzel kişinin, işçinin iş sözleşmesinden veya iş kanunundan doğan haklarını kullanmasının engellenmesi için temsilde farklı kişiliklere yer verdiğini, bu anlamda; tüzel kişilik hakkının kötüye kullanılması, kanuna karşı hile, işçiye zarar verme (haklarının alınmasını engelleme-iş güvencesi hükümlerinden yararlandırmama), tarafta muvazaa (hizmeti kendisine verdiği halde başka bir kişiyi kayıtta işveren olarak gösterme) ve namı müstear yaklaşımı nedeni ile dolaylı temsil söz konusu olduğunu belirtmiştir. Bu durumların söz konusu olduğu halde tüzel kişilik perdesinin aralanması sureti ile gerçek işveren veya organik bağ içinde olan tüm işverenler sorumlu tutulacağı yönünde hüküm kurmuştur.
Belirtmek gerekir ki, tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması, mutlak olan şahıs ve mal ayrılığı ilkesinin bütünüyle bertaraf edilmesi anlamına gelmez. Perdenin kaldırılarak ortakların sorumlu kılınması durumunda; tüzel kişi ve ortakları arasındaki mal ve şahıs ayrılığı genel olarak ortadan kaldırılmamakta, yalnızca kötüye kullanım teşkil eden somut olayın çözümlenebilmesi amacıyla, bu ilkenin uygulanmasından vazgeçilmektedir.
Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11.12.2017 tarihli, 2016/5148 Esas ve 2017/7084 Karar sayılı kararı da tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılmasına yönelik emsal teşkil eder niteliktedir. Olayda, ticari alacağa konu bir çekin tahsil edilememesi üzerine, alacaklı taraf farklı şirketler aleyhine müteselsil sorumluluk iddiasıyla Asliye Ticaret Mahkemesi’nde dava açmıştır. Davalı şirketlerin tamamında aynı kişinin ortak ve müdür olduğu, şirketler arasında malvarlığı geçişi olduğu ve borcun tahsilinden kaçmak amacıyla taşınmazların devredildiği ileri sürülmüştür. İlk derece mahkemesi, şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına karar vermiş ancak ortak olan gerçek kişi aleyhine açılan davayı “gerçek kişi olması nedeniyle” reddetmiştir. Yargıtay bu kararı, ortağın şirketteki hakimiyetini kötüye kullanarak alacaklılara karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyeti taşıması ve borçların ödenmesi sırasında şirket ortağı tarafından ayrılık prensibinin ileri sürülmesinin TMK’nın 2. ve 3. maddelerine aykırı olması gibi hallerin söz konusu olduğu durumlarda şirket ortağı aleyhine de tüzel kişilik perdesi aralanarak şirket borcundan dolayı sorumluluğuna gidilebilecek olması sebebiyle bozmuştur. Başka bir anlatımla tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan ortakların, ortakların borcundan tüzel kişinin özdeş kılınarak sorumlu tutulmasının mümkün olabileceği belirtilmiştir.
Sonuç
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuramı, tüzel kişilik ilkesinin getirdiği bağımsızlık ve malvarlığı ayrılığı ilkelerinin, kötü niyetli kullanılması durumunda bertaraf edilmesini amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, şirketin hukuki bağımsızlığının arkasına saklanarak üçüncü kişilerin, özellikle işçilerin ve alacaklıların zarara uğratılmasını önlemeye yönelik bir istisna kuralıdır. İşçi alacaklarının tahsilinde bu tür durumlarla karşı karşıya kalınması hâlinde, sürecin doğru şekilde yürütülebilmesi ve hak kayıplarının önlenebilmesi için uzman desteği alınması büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda büromuz, iş hukukunun çeşitli alanlarında uzmanlaşmış olup, bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve gerekli hizmetleri titizlikle vermektedir.


